Fatma Mengi


Pablo Neruda Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar.

Pablo Neruda

Ne güzel anlatmış YILMAZ ÖZDİL
Bu?…
Okuduğu yüksek okul yandı… Yanınca, tabii kaydını bulamadılar… Öğrencilik yıllarında henüz açılmamış bir okulun öğrencisi gözüküyor… Askerlik; kantin subayı…
Dil; iki kelime İngilizce biliyordu, söyleyince az daha savaş çıkacaktı, dokuz kişi öldüğüyle kaldı…
Çağdaş yaşamdan nefret eder…
Laik hukuk devletini bu günlere getiren büyük devlet adamlarına karşın, bu arkadaş yıktı yıkacak inşallah…
Değişik olacak bence…
Hadi Türkiyem…
Yakışır…

Behrengi behrengi “Soma faciası üzerinden siyaset yapmayın diyerek atar yapan, “yedirmeyiz” tatavasına başlayan tek hücrelileredir lafım.
İki gündür içim şişti lan salaklıklarınızı okumaktan sağda solda… Bak dostum, Bilal’e anlatır gibi anlatayım…

Denetimi bizzat devletin sorumluluğunda olan bir maden sahasında bağıra bağıra bir felaket geliyorsa Bakkallar Odası’na mı sesleneceğiz? Dedebaşıspor yönetimini mi istifaya davet edeceğiz?

Bizzat o iktidarın milletvekilleri Soma’da madenci ölümleriyle ilgili soruşturma önergesini sırf muhalefet önerdi diye reddediyor; yetmiyor Şamil Tayyar efendi “muhalefet boş işlerle gündem meşgul ediyor” diye gülüp geçiyorsa, başbakan o gün Meclis’te bırakın Soma’yı S harfi bile geçmedi diyerek alenen yalan söylüyorsa…

Aynı zatın “ölmek madencinin kaderinde var” sözü orta yerde asılı duruyorsa… Hepimizle dalga geçer gibi 100-150 sene önce olmuş olaylardan örnekler verip kazayı sadece kaderle açıklıyorsa…

Bir bakan vakti zamanında “madenciler güzel öldüler” demişse ve bu laf çivi gibi aklımıza çakılmışsa…

Mevcut Enerji Bakanı sanki karpuzdan bahseder gibi “şu kadar tane ölü var” gibi ruhsuz kere ruhsuz bir açıklama yapıyorsa…

İktidar yakaları “tam Gezi olaylarının yıldönümü yaklaşırken gerçekleşen bu olayın zamanlaması manidar” gibi insanlıktan istifa anlamına gelen utanılası tweetler atıyorsa…

Başbakanlık müşaviri hızını alamayıp protestocu gence tekme tokat girişiyorsa…

Vatandaşın canı paragöz işletmelere devlet tarafından peşkeş çekiliyorsa…

Pardon hocam, biz siyaset yapmayalım da halay mı çekelim???

Hızlı tren faciası olur, “siyaset yapmayın”
Tersane işçileri birer ikişer ölür, “siyaset yapmayın”
Reyhanlı’da onlarca can sizin iki elinize bulaştırdığınız Suriye politikanızın kurbanı olur, “siyaset yapmayın”
Dere yatağına yapılmış TOKİ evlerini su basar, insanlar ölür, “siyaset yapmayın”
Mühimmat deposunda patlama olur, askerlerimiz güvenlik önlemleri alınmadığı için ölür, “siyaset yapmayın”

Pardon hocam, bütün bunların sorumlusu kimse sen onu söyle biz ona yüklenelim. Taşımacılar Kooperatifi mi, Minibüsçüler Odası mı? Bir söyle Allah aşkına…

Hükümet yıpranıyormuş… Yıpransın hocam, yıpransın… Hükümet dediğin şey pamuklara sarılıp sarmalanacak, öpüp koklanacak bebek midir??

Sen aman hükümeti yıpratmayın dedikçe; bir boka derman olmuyorsun…
Ülken adına da, işçiler adına da, dolayısıyla kendi adına da iyilik yapmış olmuyorsun…
Çok ümidim yok ama azıcık yalama işinden kafanı kaldırıp bir temiz hava çek ciğerine, bir silkelen belki bu kadar saçmalamazsın…

Ne olur, bir gün akıl iktidar olsun bu ülkede… Bir gün…”

4 MAYIS DERSİM KATLİAMI DİYENLERE,OKUYUN DA TARİH ÖĞRENİN.SEYİT RIZA KİMMİŞ ?

Yılmaz ÖZDİL’den…
“Sene 1937… Mustafa Kemal, başbakan Celal Bayar’la birlikte Tunceli’ye gelip, Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü’nün açılışını yapacaktı. Köprünün ucunda karakol vardı. Basıldı. 33 asker şehit edildi. Peşinden… Telefon hatları kesildi, pusular kuruldu, Mazgirt Köprüsü havaya uçuruldu, jandarma taburu vuruldu, 56 asker daha şehit oldu.
Film koptu.

Elebaşı Seyit Rıza’ydı…
Başbakanımızın “hikâyesi yürek burkucudur” dediği Seyit Rıza.
Kukla’ydı…
Kendisini oynatanların ipleri bıraktığını hissedince, paniğe kapıldı, İngiltere Dışişleri Bakanı’na mektup yazdı, Suriye’deki İngiliz Elçiliği’ne gönderdi.
Yalvaran mektubunda, Anadolu için “çorak toprak” derken, “Kürdistan bereketli toprak diyordu… “Sayın ekselansları” diye başlıyor, “Türk Hükümeti yaptığı anlaşmalar sayesinde dış baskılardan kurtuldu, Dersim’e girmeye kalkıştı, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık, direnişimiz karşısında Türk uçakları bombalamaya başladı” diye vaziyeti anlatıyor, “sayın ekselanslarına sesleniyorum, hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyorum, en derin saygılarımın kabulünü rica ediyorum” diye bitiriyor, “Seyid Rıza” diye imzalıyordu.
Hal böyleyken… Seyit Rıza’yı “masum” göstermeye çalışan arkadaşlar, böyle bir mektubun asla varolmadığını iddia ediyor. Altında kabak gibi “Seyid Rıza” imzası bulunmasına rağmen, Seyit Rıza yazmadı, Nuri Dersimi yazdı diyorlar. Üstelik, sanki Fransa babamızın oğluymuş gibi, “o mektup Fransa’ya yazıldı, Fransa Devlet Arşivleri’nden doğrulamak mümkün” diyorlar.
Gel gör ki…
Londra’da The National Archives diye bi yer var. İngiltere devlet arşivi… Kayıt ofisine gidiyorsun, “FO 371/20864/E5529” numaralı belgeyi rica edebilir miyim kardeş diyorsun, hay hay deyip, yukardaki mektubu veriyorlar. 50 pens filan, fotokopisini alabiliyorsun.
Demem o ki.
Taa 1937’ye gitmek zor ama…
Buckhingham Sarayı’yla The National
Archives’in arası metroyla üç dakka.”

delikanlım!.
iyi bak yıldızlara,
onları belki bir daha göremezsin.
belki bir daha
yıldızların ışığında
kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin..

delikanlım!.
senin kafanın içi
yıldızlı karanlıklar
kadar
güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
yıldızlar ve senin kafan
kâinatın en mükemmel şeyidir.

delikanlım!.
sen ki, ya bir köşe başında
kan sızarak kaşından
gebereceksin,
ya da bir darağacında can vereceksin.
iyi bak yıldızlara
onları göremezsin belki bir daha…

delikanlım!.
belki beni anladın,
belki anlamadın.
kesiyorum sözümü.

sevmek mükemmel iş delikanlım.
sev bakalım…
mademki kafanda ışıklı bir gece var,
benden izin sana,
sev sevebildiğin kadar.”
Nazım Hikmet Ran

En uzun koşuysa elbetTürkiye’de de DevrimO, onun en güzel yüz metresini koştuEn sekmez luverin namlusundan fırlayarak …En hızlısıydı hepimizin,En önce göğüsledi ipi…Acıyorsam sana anam avradım olsunAma aşk olsun sana çocuk, Aşk olsun…
Can Yücel

Yavuz Selim’in Matris Şiiri… Dünyada “Tek” Olduğu Söyleniyor…


1) Sanma Canım Herkesi Sen Can-ı Dilden Yar Olur
2) Herkesi Sen Dost mu Sandın Belki Ol Agyar Olur
3) Can-ı Dilden Belki Ol Alemde Bir Dildar Olur
4) Yar Olur Agyar olur Dildar olur Serdar Olur


Yavuz Sultan Selim’in bu güzel dizelerini, ister soldan sağa, ister
yukardan aşağı okuyun (aynı renkli sözcükleri ardarda), aynı anlamı
bulacaksınız.

*Soldan sağa okuyacağınız ilk dize, yukarıdan aşağı okuyacağınız
kırmızı dizenin aynı.

*İkinci dize, yukardan aşağı okuyacağınız mavi dizenin aynı. Üçüncü ve dördücü de öyle…

Bu simetrik matris şiirin dünyada “tek” olduğu söyleniyor; Belki de öyledir.