Fatma Mengi


ALTIN KURALLAR - MUTLAKA OKUYUN..

1-Ucuz araba kullan ama, alabileceğin en güzel evi al.

2-Her zaman ve her ortamda anlatabileceğin üç fıkra öğren.

3-Sevinçlerini sakın erteleme.

4-Eşini çok iyi seç. Çünkü bu seçim mutluluğunun veya bedbahtlığını %90’ ını oluşturur.

5-Her gün 30 dakika yürüyüş yap.

6-Her yemekten sonra şükret.

7-Bir arkadaşına sırrını açıklamadan önce iki kere düşün.

8-Maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.

9-Kaybedecek şeyi olmayan insanlardan kork.

10-Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.

11-Çocukların, gelenek sözcüğünü duyduklarında seni hatırlayacak şekilde yaşa.

12-Dinine ait kitabı tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl süre tanı.

13-Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.

14-Her gün 6 bardak su içmeyi unutma..

15-seni seven insanları koru..

16-Zor da olsa ailenle tatil yapmak için her şeyi dene. Bu tatildeki anılar, hayatındaki en değerli anılardan biri olacak.

17-Kendine yapılmasını istemediğin hiçbir şeyi başkalarına yapma.

18-Başarıya, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.

19-İyi ve başarılı bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma:
a) Doğru insanı bulmak
b) Doğru insan olmak.

20-Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.

21-Evliliğini güzelleştirmek için her gün bir şeyler yap.

22-iyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.

SON SÖZ..
Hayatınızdaki kötü olayları düşünerek vakit kaybetmeyin; Yoksa güzellikleri görmekte gecikebilirsiniz . .

İSMET İNÖNÜ KAĞIT TÜRK PARALARINA NEDEN KENDİ RESMİNİ BASTIRDI…
>
>
>
>
>
>
>
> BAŞBAKAN R. TAYYİP ERDOĞAN TARİHİ BİR GERÇEĞİ NASIL ÇARPITABİLİR?
>
> Başbakan R. Tayyip Erdoğan 21 Mart 2014 tarihinde Ankara’ da yaptığı mitingde;
>
> “(İsmet İnönü), Gazi (M. Kemal Atatürk) ölür ölmez “Türk Lirası” nın
> üzerinden resmini kaldırdı kendi resmini koydu…”
>
> Gerçekten öyle mi?
>
> İSMET İNÖNÜ KAĞIT TÜRK PARALARINA NEDEN KENDİ RESMİNİ BASTIRDI…
>
> Türkiye’ deki gerici zihniyet, zaman zaman ülkemizi düşman işgalinden
> kurtaran İsmet İnönü için karalama kampanyaları başlatmıştır. Karalama
> kampanyalarının en önemlilerinden biri de ismet İnönü’ nün Türk
> paralarına kendi resmini bastırmasıdır.
>
> İsmet Paşa 1938’ de Atatürk’ ün ölümünden sonra TBMM tarafından
> Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
>
> Askeri ve siyasi tecrübelerinden dolayı Atatürk döneminde uzun yıllar
> başkan vekilliği yapan İsmet İnönü, Cumhurbaşkanlığının yanı sıra CHP
> Genel Başkanlığını da yürüttü. Atatürk’ün ölümünden sonra yurt içinde
> ve dışında Cumhuriyet rejiminin devam edip edemeyeceği tartışılmaya
> başlanmıştı. İnönü askeri başarısını ülke yönetiminde de göstererek
> cumhuriyeti korumayı başarmıştı.
>
> O yıllarda ülkemizde para ve pul basacak matbaamız yoktu. Para ve
> pullarımızı İngiltere Londra’ da büyük tesisleri bulunan Thomas De La
> Rue basıyordu. 1940 yılında İsmet İnönü hükümeti tarafından aynı
> kişiye 100 ve 50 kuruşluk olarak 20 milyon liralık banknot bastırıldı.
> Basılan banknotlar Londra’ dan Newyork Shine adlı gemiyle Türkiye’ye
> gönderildi. Gemi 2 hafta süren yolculuktan sonra yakıt almak için
> Yunanistan’ın Pire limanına uğradı. Tarih 16 Nisan 1941’ di. Alman
> uçakları Pire limanına saldırarak Türkiye’ ye para getiren Newyork
> Shine gemisini batırdı. Gemideki Türk paraları denize saçıldı ve
> Yunanlılar tarafından toplandı.
>
> O dönem 20 milyon lira çok büyük paraydı, bu parayla Türkiye ekonomisi
> idare ediliyordu. Bu olay üzerine İnönü paraların Yunanlılar
> tarafından kullanılmasını önlemek amacıyla Atatürk resimli tüm banknot
> paraları tedavülden kaldırmak zorunda kaldı. Yıllar sonra bu paralar
> da tedavülden kaldırılarak yeniden Atatürk resimli paralar bastırıldı.
>
> İşte Cumhuriyet Halk partisi, Atatürk ve İsmet inönü için yıllardır
> siyasi istismar konusu yapılan olay budur. Bütün bu yapılanlar gerçek
> devlet adamlığının göstergesidir. Atatürk ve İsmet İnönü, kurtuluş
> savaşında milyonlarca liraya ulaşan borçlarımızı zaman içerisinde
> akıllı politikalarla son kuruşuna kadar ödediler ve ülkeye büyük
> yatırımlar yaptılar. İstismarcılar ise onların mirasını satmakla
> meşguller..
>
>

>
>
>
>
>

>
>
>

Benim zamanimdaki ögrencilik... →

fatmamengi:

80’li yıllarda biz öğrenciydik ve nasıldık bir bakın:

Saçlara jöle, tırnaklara oje, sürülemez, spor ayakkabıyla okula girilemezdi.

Erkekler kravat, kızlar fiyonk takmadan, yaka ve tırnak kontrolü yapılmadan derse girilemezdi.

Sabahları bahçede sıra olunur, pazartesi sabah Cuma öğleden sonra…

Biz öğrenciyken

Mustafa Mutlu yazmış Cuma günü öğleden sonra telefonum çaldı. Arayan kişi, adının Hilmi olduğunu söyledi, sonra sordu:
“Soyadımı söylemesem olur mu?”
“Olur elbette, buyurun nasıl yardımcı olabilirim” dedim; sonra aramızda aynen şu konuşma geçti:
***
“Ben bir AK Parti seçmeniyim. Hatta seçmenden de öte üyeyim. Yazılarınızı gazetenizin internet sitesinden okuyorum.”
“Ne mutlu bana… “
“Biliyor musunuz; sizin hiçbir fikrinize katılmıyorum.”
“Memleket sevdasında bile mi?”
“Onda bile… Sizim memleket sevdanız benim için hiçbir anlam ifade etmiyor. Benim için din kardeşlerimin yaşadığı her yer memleketimdir…”
“Ya insan sevdası?”
“Yaratan da ötürü tüm yaratılanları seviyoruz biliyorsunuz… Ama bir dinsizi ya da başka dinden olan birini elbette din kardeşim kadar sevmiyorum.”
“Din kardeşiniz hırsızsa, yalancıysa, zalimse…”
“Bütün bunlarla benim dinime hizmet ediyorsa; hepsi sevaptır.”
“Nasıl yani, çalıyorsa, bu da mı sevaptır.”
“Dinimizin ve din kardeşlerimizin refahı için, inanmayanlardan alınan paralar, asla çalıntı değildir.”
“Sanırım siz sırf bu yüzden vergi vermeye de sıcak bakmazsınız… Ne de olsa, anayasasında ‘laik’ olduğu yazılı olan bir devlette yaşıyorsunuz…”
“Evet; vermek zorunda kaldığım dolaylı vergiler dışında vergi vermemek için elimden geleni yapıyorum.”
“Askerlik?”
“Çürük raporu aldım.”
“Ama aslında sağlamsınız değil mi?”
“Elbette ama bu anlayışta bir orduya hizmet etmem.”
“Peki Atatürk? Yurdu birlikte düşmandan kurtardıkları, bağımsız bir devlet kurdukları dava arkadaşları?”
“Atatürk için ne düşündüğümü elbette tahmin edebilirsiniz? Hilafeti kaldıran biri benim ‘Ata’m değildir. Dini bütünlere yaptığı baskılar, koyduğu yasaklar ortadadır…”
“Siz Başbakan’ı gerçekten çok seviyor olmalısınız. Onun, belediye başkanı seçilmeden önceki hali gibi konuşuyorsunuz. Bunların hepsinin yalan olduğu ortada.”
“Yalan değil; ayrıca Başbakanımızı seviyorum tabii…”
“Peki; son çıkan ‘tape’leri nasıl karşılıyorsunuz?”
“Başbakanımız dedi ya; dublaj, montaj hepsi…”
“Dublaj mı, montaj mı?”
“Kimi dublaj, kimi montaj olmalı…”
“Ya doğruysa?”
“Hiç önemli değil!”
“Anlamadım… Onca parayı nasıl kazanmış olabilir ki bir Başbakan?”
“Nasıl kazandığı önemli değil. Önemli olan nede harcadığı ve harcayacağı… Ezilen din kardeşlerimize gidiyorsa o para; haram sayılmaz ki… Hem Başbakan’ımızın ve ailesinin nasıl yaşadıkları ortada: Herhangi bir lüksleri yok. Demek ki çok paraya ihtiyaçları da yok. Eğer evlerinde tuttukları bu kadar bir para varsa; onun mutlaka dinimiz için kullanılacağı bir yer vardır.”
“İyi de Başbakan, bu ülkenin Başbakanı… Her şeyinin yasal olması, bu yüzden de o paraların kaynağını açıklaması gerekmez mi?”
“O, kanunu bir mecburiyet. Dini bir mecburiyet değil.”
“İyi de bu yasalara aykırı!”
“Ne anladıysanız, o…”
“Çok şey anladım. Peki; beni neden aradınız?”
“Açık söyleyeyim mi?
“Lütfen…”
“Sinir etmek için!”
“Bakın bunu anlamadım.”
“Hani ortaya paralel devletçilerin attığı kasetler var ya… Onlara çok güvenip Ak Parti’nin iktidardan düşeceğini sanıyorsunuz. Ama böyle bir şey asla olmayacak. En azından Başbakanımız yaşadığı sürece olmayacak… Bunu görün artık!”
“Peki; görelim de… Bugün ‘paralel devlet’ dediğiniz tarikatçılara daha düne kadar ‘hizmet’ diyordunuz. Nedir bu değişikliğin nedeni?”
“O zaman dine çalışıyorlardı, şimdi ABD’ye ve CHP’ye çalışıyorlar.
“Partide bir göreviniz var mı?
“Var. Ama söylemem… Yeterince sinir oldunuz, benim işim bitti.”
“Durun, daha yeni başlamıştık. Nereye…”
***
Son sözümün bitmesini bile beklemeden kapattı telefonu…
Peki; bu garip konuşmayı neden mi yazdım?
Hani ikide bir “Bu partiye oy veren insanlar bu dar mı cahil?” diye sorup duruyorsunuz ya…
Cehalet değil bu; daha da ötesi…
İşte; bunu artık görmenizi istedim.
Gülse Birsel gene döktürmüş…HER EVE LAZIM!
Şahsım adına, bu sohbetlerin biraz daha kişisel olmasını tercih ederim. Madem bu teknoloji çıktı, neden her eve bir Başbakan hologramı verilmesin? Hayaldi, gerçek olabilir! Açıkçası, illa fırça yiyeceksem, kişiye özel fırça yemeyi tercih ederim. Başbakan hologram marifetiyle, salonda, çalışma odamda, setteki oyuncu odasında filan belirip, yediğime içtiğime, kimlerle ne muhabbet ettiğime, hangi sitelere girip, ne tarz bir hayat yaşadığıma, ahlaki, siyasi ve ekonomik görüşlerime bizzat karışsın isterim! Öyle toplu halde yapılan yaşam tarzına müdahaleden bir tat alamıyorum ben!
Madem bu tarz teknik imkânlar var, artık vatandaş bire bir evinde teftiş edilsin, bizzat azarlansın.
Bekir Coşkun’dan ‘Tekmeyi hukukun içine koyunca; hırsız polisi yakaladı, sanık savcıyı kovaladı, şüpheli hâkimi enseledi, suçlu yargıyı sorguladı, adalet hukuku suçladı, Bilal başbakan zaten… ‘

DİKTATÖRLER KORKAK OLUR.

Milli Egemenlikten korktunuz…
Tam bağımsızlıktan korktunuz…

Atatürkçü Düşünce Derneğinden korktunuz…
Türk Silahlı Kuvvetlerinden korktunuz…
10 KASIMDAN korktunuz…
Şerefli savcılardan korktunuz…

Hakkını arayan İŞÇİDEN korktunuz…
Hesap soran ÇİFTÇİDEN korktunuz..


Emin Çölaşan’dan korktunuz…
Bekir Coşkun’dan korktunuz…

Çağdaş ve dinamik TÜRK GENÇLERİNDEN korktunuz…
Alevilerden korktunuz…
Oktay EKŞİden,Yılmaz ÖZDİLden,Uğur Dündardan korktunuz… Hayrettin Karaca ve Muazzez İlmiye Çığdan korktunuz…
YARSAVdan,BAROlarda n korktunuz… Doğrulardan, gerçeklerden korktunuz…
Monşerlerden korktunuz… .

Şapka ve Kıyafet Devriminden korktunuz…

Atamın içtiği bir kadeh rakıdan korktunuz…
10.YIL MARŞINDAN korktunuz…
“Ne Mutlu Türküm Diyene” demekten korktunuz… Köy Enstitülerinden korktunuz…

Mimar ve Mühendis odalarından korktunuz…
TÜSİAD dan korktunuz…
Atatürk Kültür Merkezinden korktunuz…
Şerefli gazetecilerden korktunuz…
Vatanın bölünmez bütünlüğünü dile getiren Paşalardan,hakkı nı arayan subay ve astsubaylardan korktunuz…

"Türkiye Laiktir Laik Kalacak" diye haykıran emeklilerden korktunuz…

Mustafa Balbaydan,Ümit Zileliden,Sesli Gazeteden korktunuz…
Atatürk resimlerinden, rozetlerinden korktunuz… .

Birlik olup,küsmeden, yılmadan ve boşvermeden 30 dakikasını geleceğine verip SANDIĞA GİDECEK milyonlardan korktunuz…

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZERden korktunuz…
Tarafsız ve onurlu vatandaşlardan korktunuz…
Oyunu yani namusunu SATMAYAN yurttaşlardan korktunuz…
Rüşvet yemeden,adam kayırmadan evine EKMEK götüren namuslu memurlardan korktunuz…
Bölücü HOCAEFENDİLERİ N ellerini,eteklerini öpmeden sadece YÜCE ALLAHA kulluk eden milyonlardan korktunuz…

KORKULARINIZDAN KORKTUNUZ!..
Ama ne acı ki daha fazla OY,daha fazla PARA,daha fazla İKTİDAR, daha fazla GÜÇ için YÜCE ALLAHI sömürmekten,kullanmak tan ve onun adına konuşmaktan KORKMADINIZ! …..Unutmayı n ki KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK! bu yazıyı okuyan, arkadaşım,anam, babam,teyzem, kardeşim,dostum, büyüğüm,küçüğüm;LÜTFEN yaklaşan seçimler ve bundan sonraki TÜM SEÇİMLERDE sandığa git ve OYUNU KULLAN…Yağmur, çamur deme…Al eline bir şemsiye, giy botunu ve ailen ile birlikte koş sandığa…Sende biliyorsun en fazla 30 dakikanı alır.. 4-5 yılda bir yapılan seçimler için 30 dakika nedir ki?
Bundan önceki seçim sonuçlarını incelediğinde seninde farkedeceğin gibi HER SEÇİMDE 7-8 MİLYON VATANDAŞ oy kullanmıyor.. .Tekrar ediyorum 7-8 MİLYON Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı..Yani nerede ise TEK BAŞINA bir İKTİDAR daha…Belki sende dönem dönem bu milyonların içinde idin…UNUTMA ki sandığa atılmayan HER OY “KORKAKLARIN” hanesine gidiyor..Tepki için sandığa gitmiyorum ya da boş atacağım diye bir olay yok..Çünkü tüm bunlar KORKAKLARIN ekmeğine yağ sürüyor…Bu mesajı yazdım çünkü sana İHTİYACIM VAR…İster SAĞ parti,ister SOL parti ya da MERKEZ…görüşün her ne ise..Ama lütfen TÜM SEÇİMLERDE SANDIĞA GİT…Rica ediyorum..KORKAKLAR bunu çok iyi biliyor…bir önceki seçimi hatırla…neden bazı kesimlerin TATİLE ya da MEMLEKETE gittiği Temmuz ayında oldu seçimler?..Çünkü o malum 7-8 milyonun rahatını bozmayacağını,sandığ a gitmeyeceğini biliyorlardı. ..ve haklıda çıktılar…işte aslında EN BÜYÜK DESTEKÇİLERİ biziz…ve tüm bunlar bizim SUÇUMUZ…
Basit ve küçük bir örnekle seninde tahmin ettiğin gerçeği dile getirmek isterim…Diyelim ki 100 kişi oy kullanacak.. Ve u 100 kişinin tamamının sandığa gittiğini varsayalım… sonuçlar açıklandı…A partisi: 30 oy (%30)…B partisi: 20 oy (%20)..olsun. .ancak bu 100 kişiden 20 kişinin sandığa gitmediğini varsayalım… .(Türkiyede her seçim olduğu gibi)…Yani seçmen sayısı 0 olsun…A ve B partisine yine aynı sayıda oy geldiğini varsayalım… bu sefer herşey aynı olduğu halde yeni seçim sonuçları şöyle oluyor; A partisi:( %37.5)…… B partisi: (%25)…yani fark giderek açılıyor…Milletvekil i seçimlerinde ise bu fark dahada acı bir boyuta geliyor…%10 barajının etkisi ve sandığa atlmayan ya da boş atılan oylar yüzünden 1 milletvekili çıkarabilen malum zihniyet AYNI OY SAYISI İLE 2-3 milletvekili çıkarıyor..sence bu adil mi?…
.Ankara Belediyesinde yaşanan skandallar malum..Tüm ülke izliyor..Ama şunuda unutma; Gökçeğin seçildiği dönemlerde yaklaşık 300 bin (300.000) kişi oy kullanmadı..Tahmin ettiğin gibi bu 300 bin seçmen oy kullansa idi Gökçek ve dolayısıyla skandallar olmayacaktı.. .Bu durum diğer iller içinde geçerli…Ve bu bir seçim başarısı olmadığı halde şenlik yapıp kutluyorlar. ..%10 Seçim barajı olduğu sürecede sandığa atılmayan her oy KORKAKLARA gidecek….Hal böyle iken gerçekten SANA İHTİYACIM VAR…
Bütün hayatımız boyunca Demokrasiye katkımız bütün seçimlerde bir kağıda bastığımız toplam yarım fincan mürekkep…hepsi bu işte…O tahta sandığa gitmek zorundayız… Eğer gitmezsek iş için, zamlar için,maaşlar için,özgürlük için,haklar için sesimizi çıkarmaya ya da meydanlara dökülmeye hakkımız bile yok..Çünkü oy kullanmayarak biz SİSTEMİN DIŞINDA kalmis oluyoruz…Hal böyle olunca tüm yapılanlara ses çıkarmayada hakkımız olmaz….Unutma! demokrasilerde OY SENİN NAMUSUNDUR.. .Biliyorum, biraz uzun bir yazı oldu ama dedim ya SANA İHTİYACIM VAR….


Senden bir ricam daha olacak…Bu mesajı e-mail ile dostlarınada göndermeni isterim….Çünkü 1 OY bile ÇOK önemli…Belki senin fikrini değiştiremem ama son sözüm şudur; artık ağırlığını KOY! sevgi ve saygı ile arz ederim.

Mustafa Balbay’ın kaleminden…
Mustafa Balbayin ricasini kabul edip bu mesaji butun dostlarima yolluyorum. Umarim bu rica sizler icin de gecerli olur.

KUSURLARIMI SEVİYORUM…!
Hoplaya zıplaya YÜRÜMEYİ..
Olur olmaz yerde KAHKAHALAR atmayı..
Canım sıkıldığında avaz avaz BAĞIRMAYI..
Kıskançlık KRİZLERİMİ..
Yerine ve zamanına göre GİYİNMEMEYİ..
Ara sira laf SOKMAYI Bazen;
herşeyi yüzüme gözüme BULAŞTIRMAYI..
KIZINCA küsmeyi..
TAKINTILARIMI…
SİNİRİMİ sonuna kadar çıkarmayı..
HEYECANLARIMI seviyorum.. NORMAL olmamayı,
DOSTLARIMI seviyorum..
Sadece canımın istediği şeyleri yapmayı..
Tembelliğimi..
Saatlerce PAYLAŞIM yapmayı..
HAYATI seviyorum….!
İYİ Kİ varım..!
İYİ Kİ ben benim..!
Ne mutlu ki;
MÜKEMMEL değilim…
Acı gerçek

Acı gerçek